Veliler çocukları hiç üzülmesin istiyor « Kululuyuz Biz
SON DAKİKA

HERKES YEDİĞİNDEN İKRAM EDER

KÖŞE YAZISI, KULU, SİYASET

Veliler çocukları hiç üzülmesin istiyor

Bu haber 24 Şubat 2019 - 11:26 'de eklendi

Halil Vehbi Başaran, 15 yıl avukatlık yaptıktan sonra, eğitimci oldu, Akhisar Koleji’ni kurdu. Avukatlıktan kazandığını eğitime yatıran Başaran, 1992’de Akhisar Sağlık Eğitim Kültür Vakfını ‘nı kurdu. Vakıf son yıllarda eğitim bursu ve sosyal yardımla ilgili çalışmalar yapıyor. Başaran, bu vakıftan sonra Akhisar Spastik ve Engelli Çocuklar Derneği’ni kurdu. Halil Vehbi Başaran, eczacı kardeşi Tayfun, avukat kardeşi Tansel ve kuzenleri ile ilkokul ve ortaokulda toplam 84 öğrenci ile Akhisar Koleji’ni açtı.

Başaran, “Veliler ‘Benim çocuğum hiç üzülmesin’ diyor. Ben çocuklarımı hayatın şartlarına göre yetiştirdim ve bazen onlara haksızlık mı yaptım diye düşünüyorum. Önemli bir konu da aile ve çocukların hedeflerinin çok düşük olması. Halil Vehbi Başaran ile eğitimi konuştuk:

– Eğitim hayatınıza nasıl başladınız? Okulunuzun hikâyesini paylaşır mısınız?

Akhisar doğumluyum, eğitim hayatımı bitirdikten sonra Akhisar’a döndüm. İş hayatına 1980 yılında serbest avukat olarak başladım. Büyük oğlumu 1995 yılında okula kaydettirme sırasında birçok sorunla karşılaştım. Bana en iyi okulu tercih etmem için adres değişikliği yapmam söylendiğinde, buna yanaşmayıp oğlumun kaydını, evime en yakın okula yaptırdım. Birinci gün okula gittiğime oğlumu ‘A’ şubesine vermişlerdi. Avukat, doktor, eczacıların yani Türkiye’nin en üst derecede eğitimlilerin çocukları bu sınıftaydı. Bir de yan sınıfa bakayım dedim. Girdiğimde marangozun, ayakkabı boyacısının, manavın çocuklarını gördüm. Bu beni açıkçası rahatsız etti. Benim oğlumun sınıfına en iyi öğretmen verilmişti. Bu çok büyük bir adaletsizlikti. Gittim, arkadaşlarımla görüştüm. 20-30 arkadaş buluşup bir okul kuralım dedim. Kimse yanaşmadı. Kardeşlerime okul açmayı teklif ettim, onlardan söz aldım, “Bana geçmişteki birikimlerinizi vereceksiniz, 10 yıl benden bir şey beklemeyeceksiniz” dedim. Onayladılar. Öncelikle kendi çocuklarımızı yetiştirmek için 1996’da okulu açtık. Anaokulu, ilk ve ortaokul ile liselerimiz var. 800 civarında öğrencimiz var.

– Özel okulsunuz sonuçta. Eğitimde fırsat eşitliğini sağlayabildiniz mi?

Devlette okuyanlar buraya gelince, devlet okullarındaki boşalan yerlere de böyle bir imkanı olmayanların gelmesini istedik. Biz zaten eğitimli insanlar olarak çocuklarımızı yetiştirebiliriz. Ama yetiştiremeyenlerin çocukları devlet okullarına gitsin. Böylece özel okulda çocuğunu okutabilme imkanı olmayanlara da devlet okulunda daha rahat bir ortam yaratarak fırsat eşitliği sağlamaya yardımcı oluyoruz.

– Kaç yıllık avukatsınız?

O dönemde 15 yıllık avukattım. Sonra avukat eğitimci oldum. Son dönemde eğitimci avukattım. Artık sadece eğitimciyim. İlk 10 yıl gerçekten hiç para kazanamadık. Daha sonra da kazandığımız tüm parayı okulda yatırıma dönüştürdük. Şu an kardeşlerimle devam ediyoruz.

– Avukatlık ile eğitimcilik arasında ne gibi benzerlikler var?

Avukatlığı para kazanılan bir meslek olarak göz önüne aldığınızda yanılırsınız. Avukatlık aynı zamanda sosyal boyutu olan bir iş. O sosyal yönüne de bakmak gerekir. Okulun aynı zamanda sosyal bir görevi de vardır. Her ikisi de etik değerlere bağlı alandır. Yani her iki alanda birbirine benzeyen bir çok yön vardır. Öncelikli olarak insana saygı ve sır saklayabilme. Her iki meslekte para kazanmayı ön plana çıkarır iseniz başarılı olmanız mümkün değil. Sabır gerektirir.

– Para kazandırma yönünü bir kenara attığınıza göre size eğitimci olmak ne kazandırdı?

Her şeyden önce kendi çocuklarımıza çok iyi bir eğitim fırsatı sunduk. Okul kurmanın ailemize katkısı çocuklarımın da eğitimin başka bir alanında çalışmalarına sebep oldu. Şu an iki oğlum da eğitim alanında mobil uygulama olan “KUNDUZ” ile ilgileniyorlar. Küçük oğlum Barış, KUNDUZ’un Türkiye ayağını organize ediyor. Büyük oğlum Başar da bunu Hindistan’a taşıyarak dünya şirketi olma yolunda gayret sarf ediyor. KUNDUZ yaklaşık 3 yıl önce eğitimin tabana yayılması amacıyla oğlum Başar tarafından kuruldu ve başlangıç itibariyle Boğaziçi Üniversitesi tarafından destek gördü. Daha sonra Stanford Üniversitesi’nde aldığı eğitim sırasında da geliştirdi, şimdi bir ABD şirketi oldu.

– Eğitimde karşılaştığınız zorluklar neler? Bu zorlukları aşmak için neler yapmalı?

Okulumuzu açtığımızda bize yol gösterecek kimse yoktu. Bizim şansımız Aytaç Açıkalın gibi bir duayenle tanışmamız oldu. Onun bize ve öğretmenlerimize sunmuş olduğu fırsatları eğitim adına çok iyi değerlendirmeye gayret ettik. Kuruluşumuzun ilk beş yılında bize birbirinden değerli eğitimciler ile tanıştırarak okulumuzda eğitim çalışmalarını üst seviyeye taşıdı.

– Hayaliniz neydi?

Şu an imkansızlıklar nedeniyle okulda yapamadığım çok şey var. Bunları zaman içerisinde yapabilir miyim bilmiyorum. Ayrıca kendi mesleğimizden kazandıklarımızı da okulda kullandık. İnsanların vasıfları vardır. Bu vasıflardan biri insanın dürüstlüğüdür. Okulda öncelikle dürüst, başkasının hakkına tecavüz etmeyen insanları yetiştirmeyi istiyorum. Mesela bizim okulumuzun dolaplarında 23 yıldır kilit yok. Bir öğrenci başkasının malında gözü olmamayı ve kendi malını korumayı öğrenmeli. Gençlerimiz küçük yaştan itibaren birileri tarafından izlendiği hissine kapılmamalı. Lisemizden mezun olan öğrencileri de izlemek bizlere büyük gurur veriyor çünkü liselerimizden de oldukça başarılı öğrenciler mezun ediyoruz.

HEDEF DAİMA DAHA YÜKSEK OLMALI

Ben 1955 doğumluyum. 23 yıldır benimle çalışan öğretmenlerim var. ‘Y’ kuşağı ve ‘Z’ kuşağı öğretmen ve velilerimiz var. Veliler “benim çocuğum hiç üzülmesin” diyor. Ben bazen düşünüyorum “çocuklarıma haksızlık mı ettim” diye. Ailelerin ve çocuklarının hedefleri de çok düşük. Hedefler yüksek olmadığı sürece öğretmenlerin de yapabileceği bir şey olmuyor. İyi bir eğitim için aile, öğrenci ve öğretmen uyum içerisinde ve hedef daima daha yüksek olmalı.

YENİ ÖĞRETMENLER TEKNOLOJİYE HAKİM

Eski öğretmenlerle yeniler arasında çok fark var. Yeni öğretmenlerimiz teknoloji alanında daha donanımlı ama bilgiye çabuk ulaşabildiği için sabırsız öğretmenler. Bu nedenle hataları çok oluyor. Okulumuzda yüzde 35 tecrübeli öğretmenlerimiz var, bir o kadar bizde başlayıp hala devam eden 15-20 yıllık öğretmenlerimiz var. Diğerleri de 5-10 yıl arası tecrübeli öğretmenler. Eski ve yeni öğretmenlerin işbirliği yapması önemli. Tüm kuşakların birbirlerine üstün olan yanlarının kabul edilerek uyum sağlaması önemli olan. Her şeyden önce eski öğretmenlerimizin öğrencilere olan sıkı bağlılığı geri gelmeli.

OKULLAR BAŞKA OKULLARIN ÖĞRENCİLERİNİ AYARTMAMALI

Son zamanlarda dershanelerden, temel liselere, onlardan özel okullaşmaya geçme sürecinin çok iyi takip edilmesi gerekiyor. Yıllardır dershanelerin yozlaştırdığı bir ortam var. Her açılan okul piyasaya kendi öğrencisini yaratmaktan çok, diğer okulun öğrencisini nasıl alırım diye düşünüyorlar. Böyle düşününce de yanlış adım atıyorlar. İyi öğretmenlerimizin başka okullara gitmesi, iyi ücretler alması önemli ama sınıf, okul çökertmek üzerinden bunların yapılmaması gerekiyor. Etik değerlerin el üstünde tutulması gerekir.

KİMDİR?

Manisa Akhisar’da 1955’te doğdu. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimini Akhisar’da tamamladıktan sonra 1974 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi’ni kazandı. Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra hem avukat olmak, hem de erken yaşta kaybettiği babası nedeniyle kendisinden küçük dört kardeşinin eğitimlerini tamamlamaları için Akhisar’a dönmek zorunda kaldı. 2002’den bu yana görev aldığı Türkiye Satranç Federasyonu Disiplin Kurulu’nda halen başkanlık yapıyor. Ayrıca Ak-Sek Vakfı Başkanlığına da yürütüyor.