MİRAS PARA PUL MAL MÜLK KAVGASI « Kululuyuz Biz
SON DAKİKA

TEŞVİK Mİ, RÜŞVET Mİ ?

KÖŞE YAZISI, KULU, YAŞAM

MİRAS PARA PUL MAL MÜLK KAVGASI

Bu haber 24 Mart 2018 - 16:16 'de eklendi

”Dünya da, sıhhatten sağlıktan daha değerli bir şey yoktur…”

Halkın gözünde en muteber olan makam mevki ve zenginliktir. Oysa dünya da sıhhatten /sağlıktan daha değerli bir şey yoktur diyor Kanuni Sultan Süleyman. Okumuştuk sanırım edebiyat dersinde liseye giderken ve o zamanlar bu beytin içeriğini gençlik döneminin bulutlar ülkesinde gezinen heyecanı ile pek fazla önemsememiştik çünkü delikanlı/kanı kaynayan kanlı canlı gözünün içinde feri ışıldayan bir yapımız vardı. Yani koca padişah kanuni demek istiyordu ki;

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi

   Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”…

Bu beytin içine koca bir hayatı bir çırpıda sığdıran 46 yıl tahtta kalmış,16.yy.lın muhteşemi Sultan Süleyman” Allah rahmet eylesin” böyle diyor ve biz bu sözün kıymetini şimdilerde daha iyi anlıyoruz.

Ama günümüzde her ne kadar sağlık konusunda bu kadar ince ve seçkin bir mısra ile süslenmiş bir beyiti bilsek bile içimizde taşıdığımız dünyevilik hırsı ne sağlık ne sıhhat dinlemeden sadece bir sınır koyamayız buna lakin dünyevileşme içgüdüsü ağır basan kişilerde belli ki ölene kadar bu hırsın sabitlemeye demir attığını ve hiçbir zaman da bu hassasiyetinden vazgeçmediğine şahit oluyoruz.

Hadi söyleyin Karun kadar zengin olsan malın mülkün olsa göz alabildiğine sürülerin koyunların affedersiniz hayvanların falan filan olsa yahut ne biliyim tapunda fabrika yapan fabrikaların bulunsa bir elin yağda balda olsa, bir dediğin iki edilmese maddi zenginliğinin sınırı olmasa mesela bunun dünya gözüyle sana olan faydası ne? Eğer ki sen bunu dürüstçe kazanıp, hak yola harcamadıktan sonra. Ya da şöyle söyleyelim sana yetecek kadar var fakat nefsin seni durdurmuyor iste daha da olsun daha da zengin ol, kimseye kaptırma hep bana olsun kabilinden isteklerimize gem vurmayıp, hele helal haram hudutlarına yelken açmadan düşünmeden öyle şeyleri alıp götürüyorsak başkalarının hakkı var mı yok mu diye; işte Karun kadar olmasa da kendi çapında hiç hak etmediğin bir şekilde elde ettiğin kazancın senin başına dert olacaktır.

Ağız tadıyla yenilmeyen bir mal, istersen güç kuvvet debdebe ihtişam muhteşem gibi kavramlarla seni ansınlar, sana gelişinde gidişinde sırf bu gücünden dolayı saygı duysunlar ve sen bunları kendi nefsine alet edip hak hukuk gibi kutsal kavramlar hiçe sayarak yaşıyorsan emin ol bu zenginlik senin felakettir. Sana asla saadet getirecek değildir.

Peki, bir insana hem sağlık hem zenginlik hem de debdebe ile ihtişam uğramaz mı? Uğrayabilir lakin biraz zor gibi hepsinin bir arada olması. Rabbim dilerse olur, ona bir sözümüz olamaz lakin hani bir atasözümüz var ya;

Saç düzelir hamur biter // geçim düzelir ömür biter…

Bizler elbette helal yoldan olduktan sonra insanların zenginliğine variyetine karşı değiliz. Zengin eli cömert Allah yolunda bunları değerlendiren ne güzel bir amel sahibidir. Zekâtını dinimizin ölçülerine göre veren fakiri fukarayı gözeten zenginlerimiz Hz.Ebubekir gibi malını İslam yolunda harcayan zenginlerimiz keşke olsa olsa da tüm Müslümanlar İslami kaideler gereği birbirlerine en güzel ikramlarını vazife görev şuur salahiyeti çerçevesinde sorumluluklarını yerine getirseler. Zenginliğin yolunun dikenlerle kaplı olduğunu uçurumların çokça bulunduğunu hele hak ve hukuk gibi kul hakkı gibi rükünlere çokça dikkat edilmesi gerektiğini hayatımızın ölçüsü olarak almamız gerektiğini elbette unutmamalıyız.

İnsanların zengin olma sevdasıyla insani değerlerini yitirdiklerini günümüzde yaşamakta mıyız? Evet, hem de ziyadesiyle. Kardeşi kardeşe düşüren, karıyı kocaya evladı babaya anaya bacıyı kardeşe düşman eden bu zengin olma ve tamahkârlık hırsı değil mi? Evet tabi’i ki. Hele de ölüm hak miras helal zaviyesinden baktığımız da evlatlar arasında ayrım gözetildiği, kız ve erkek çocuklar arasında islamın ön gördüğü kurallar yerine nefsimizin ve hırsımızın ve de etrafımızdakilerin en yakınlarımızın telkin ve teşvikiyle birbirimize düşmanlıklar beslediğimiz doğru mu? Doğru. Birbirimize küstüğümüz, düşmanca tavır sergilediğimiz aynı ana babanın evlatları olarak birbirimizi tahammül edemediğimiz,    bir birimizin kalbini kırdığımız üzdüğümüz hasetlendiğimiz kibirlendiğimiz razı olmadığımız düşmanlıkta sınır tanımayıp çoluk çocuğumuza varıncaya kadar sirayet ettirdiğimiz doğrumu? Doğru.

Para mal mülk makam mevki az la yetinmeme, kanaat etmeme. Hakkına razı olmama. Hile ile hareket etme ve izinsiz kardeş hakkı yeme. Daha neler neler. İnsanın nefsine tatlı gelen mal mülk sevdası, iş kendi nefsine dokununca “mal da yalan mülkte yalan var biraz da sen oyalan yerine” …kılık ve şekil değiştirerek bu sefer hayır bu benim hakkım, olmadı biraz daha biraz daha, yedin benim hakkımı gibi muğlâk ifadelerin yıkıcı etkilerine teslim olunca, bu sefer hiç kimse birbirini tanımıyor ve araya aynı kandan candan gelen insanların arasına belki de kan davaları giriyor. Görmüyor muyuz TV’lerde medya duyduklarımız akla mantığa sığacak şeyler değil. Tarla için arazi arsa için miras kavgalı geçimsizliklerden kaynaklanan ölüm öldürme yaralama tartaklama nizah kıyamet gibi. Kim yapıyor bu kavgayı? Kardeşler, bacılar, akrabalar, amca çocukları, dayı hala yeğen, kız kızanlar vs. Hepsi de birbirine kan bağı ile bağlı olan insanlar.

Bir zamanlar can ciğer kuzu sarması iken araya mal mülk zenginlik sevdası falan girince işin rengi değişiyor ve başlıyor kavgalar. Ama ne kavga. Yıllarca süren gerginlik küslük görmezden gelmeler ve hatta ölürsem kabrime gelme istemem sitayişleri falan. Ve bu kavgalar inanın insanın sağlığını sıhhatini kaybettiriri. Hastalık hastası yapar. Yahu helal yoldan bulmadığın sana bir şey kazandırmaz. Ne yazar Karun kadar zengin olsan, Salebe gibi yolunu kaybetsen sana ne faydası var bu zenginliğin? Hem senin mal mülk için kavga ettiğin size miras olarak bırakan giderken bu dünya da bunların kaçta kaçını götürebildi? Ne kadarının sağlık sıhhat içerisinde Müslümancı paylaşarak dost akraba hısım ve evlatlarıyla yiyebildi?

Salebe demişken işte hayatından bir kesit: “Medine halkından Salebe, cami kuşu denecek kadar sofu bir insandı. Ne var ki, bir ara nefsinin ve şeytanın verdiği telkine uyarak ne pahasına olursa olsun zengin olma hevesine kapıldı. Hatta hayırlı ise olsun bile demiyor, sadece zengin olmayı kafasına koymuş bulunuyordu. Bu yüzden tam üç defa Efendimiz (sas) Hazretleri’ne müracaat ederek zengin olmak için dua istemişti.

Salebe’ye istediği malı ver

-Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, beni zengin ederse fakirin hakkını fazlasıyla da veririm, diyecek kadar da teminat vermişti. Efendimiz (sas) Hazretleri ise “Şükrünü yaptığın az mal, şükrünü yapamadığın çok maldan hayırlıdır!” sözleriyle ikazda bulunmuşsa da, ısrarını sürdüren Salebe’nin istediği duayı nihayet yapmıştı:

“Salebe’ye istediği malı ver ya Rab!” diye niyazda bulunmuştu.

O sıralarda koyun alan Salebe’nin sürüsü kısa zamanda öylesine çoğaldı ki, camiden çıkmayan Salebe, artık cumaya dahi gelemiyor, çölde sürüsünün peşinde sürüklenip gidiyordu. Efendimiz (asv) artık camide görünmeyen Salebe’yi soruyor: “Çölde koyunlarının peşinde dolaşıyor” denince de: “Yazık oldu Salebe’ye” diye hayıflanıyordu. Zekat ayetleri geldikten sonra Efendimiz (asv) servet sahiplerine zekat memurları gönderdi. Fakirlerin haklarını alıp hazineye getirecekler, oradan da muhtaçlara taksim edilecekti. Salebe’ye de zekat memuru gönderdi. Onu çölde sürüsünün peşinde buldu zekat memurları.

-Salebe, servet sahibi olduktan sonra değişmişti. Öyle her isteyene mal verecek kadar da ürkek biri değildi artık. Nitekim zekat memurlarına ağızlarının payını vermekte(!) çekinmedi:

-“Çölde aç susuz dolaşarak kazanan benim. Size ne oluyor ki gelip benden haraç istiyorsunuz? Bu sizin istediğiniz haraçtan başka bir şey değildir” diyerek Resulüllah (asv)’ın gönderdiği zekat memurlarını eli boş çevirdi. Salebe’nin zekat memurlarını reddini duyan Resulüllah (sas) Hazretleri:

-“Yazık oldu Salebe’ye!” diye üzüntüsünü tekrarladı. Bu olay üzerine Tevbe Sûresi’ndeki ayetler geldi:

-“Münafıklardan bazıları da mal mülk verip zengin ettiği takdirde Allah’a daha çok itaat edip, fakirlere daha çok yardım edeceklerine söz verirler de, Allah onlara istediklerini ihsan edince verdikleri sözleri unuturlar, cimrilik edip yoksulun hakkını vermezler!”(Tevbe, 9/75 ve 76)

Ayetler, verdiği sözünde durmayarak yoksulun hakkını vermeyen Salebe’nin münafıklar sınıfına geçtiğini işaretliyordu. Bunu üzüntü ile anlayan bir yakını, gidip derhal zekatını vermesini, yoksa gelen ayetlerle münafıklardan biri olarak damgalanmış olacağını hatırlattı. Akrabasının bu zorlaması üzerine zekatını alıp Medine’ye gelen Salebe, Resulüllah Hazretleri’ne (asv) istenen yardımı getirdiğini ifade etti. Ancak Resulüllah üzüntülü bir eda ile:

-“Senin yardımını alamam artık Salebe, malınla geldiğin yere dön!” buyurdu.

Biz de kabul etmiyoruz

Resulüllah’ın (sas) ahirete teşrifinden sonra Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer’e de sırasıyla müracaat eden Salebe, malının zekatını getirmişti ama:

-“Resulüllah’ın kabul etmediğini biz de kabul edemeyiz.” diyerek, zoraki bir duyguyla getirdiği yardımını halifeler de almadılar.

Nihayet Hazret-i Osman (ra) zamanında, son nefeslerini verdiği sıralarda Salebe’nin kulaklarında Resulüllah’ın yaptığı ikazlar yankılanıyordu:

-“Şükrünü yaptığın az mal, şükrünü yapamadığın çok maldan hayırlıdır!

Ama vakit çok geçti. Salebe zekatını gönül arzusuyla vermeyen cimri zenginlere ibret olacak bir örneği teşkil edecekti artık, tarih boyunca.”(alıntı-star ramazan sahifesi 28.07.2013)…

İşte örnek ne kadar etkileyici değil mi? İster misiniz Allah muhafaza sonunuz Salebe gibi olsun. Şükürsüz mal taşı ve hayrını görme. Sağlığından ol ve sürünürcesine peşinden koştuğun malların sana beş kuruşluk fayda sağlamasın. Hele faizle meşgul olup insanın canını yakarak para kazananların/tefecilerin mezarda yatacak yeri yok.

Ey kul hakkına girenler; meyveler olgunlaştıkça başlarını önüne eğip izzet ikramda bulunurken, tevazu gösterirken, sen neyine güveniyorsun da hak etmediğin bir malın üzerine konup, şerlikle gasp yoluna sapıp dünyanı da ahretini de zindan ediyorsun. Sen bunu yemekle sana beddua edenlerin haklarını nasıl ödeyeceksin? Helalleşmeden ölürsen ne olacak? Gurur ve kibir kanadınla nereye kadar uçabileceksin ahmak! Sen bu kafanla hangi cennet bahçesinin tevazu köşküne çıkabileceksin a benim akılsızım.

Kabaran nefsinizin, dinmeyen öfkenizin, insanlara tepeden bakan kibrinizin gölgesinde, gezinmeniz size ne kazandıracak? Zerre yapılanların karşılığını alacağı O’ Yüce Mahkeme size bir şeyler hissettir miyor mu? İnsanlık namına yüreğinizde. Yoksa taş mı taşıyorsunuz orada?

İyilerden olmanız dileğimle, Rabbim iyi insanlarla karşılaştırsın inşallah. Selametle.

Yusuf Erdoğan
Yusuf Erdoğanyusuf.erdogan@kululuyuz.biz
Hakkımda söylenmesi ve bilinmesi gerekenleri en kısa zamanda Sitemizde burada okuyabilirsiniz, şimdilik Allaha emanet olun

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.