SON DAKİKA

Kusura bakmayın ama maalesef bunu hak ettiniz Kemal Bey

DOĞRU mudur, sallama mıdır… Hiç bakmadan… Tuttunuz, “Bir CHP’li Külliye’de Erdoğan’la görüştü” iddiasına sahip çıktınız.

Hem de ne sahip çıkma!

Sanki elinizde somut bir bilgi varmış gibi… Sanki o CHP’liyi biliyormuşsunuz gibi… Sanki olayın hakikat olduğundan çok eminmişsiniz gibi…

*

Ne çıktı bu yaptığınızdan?

Ne çıkacak?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a mükemmel bir meydan okuma fırsatı çıktı.

O da fırsatı değerlendirdi.

“Böyle bir görüşme yapmadım. Ben Cumhurbaşkanlığımı ortaya koyuyorum, sen genel başkanlığını ortaya koyuyor musun” diyerek sizi ezdi de ezdi.

*

Ne gerek vardı buna Kemal Bey?

Konu gündeme geldiğinde…

“Somut olayla ilgili benim bilgim, belgem, delilim yok… Hiçbir CHP’linin böyle bir görüşme yapacağına inanmıyorum… Ancak Erdoğan’ın CHP’nin içinin karışmasından mutlu olacağından eminim” diyemez miydiniz?

*

Bir değil, iki değil, üç değil…

Neden kendi elinizle kendinizi ezdiriyorsunuz ki?

Karşılığını veremeyeceğiniz meydan okumalara kendinizi niye muhatap kılıyorsunuz ki?

Dilim varmıyor ama “Siz galiba bundan hoşlanıyorsunuz” diyeceğim neredeyse.

*

Belki de “Kurultayda karşıma çıkacak rakibim ‘Erdoğan’ın adamı’ olarak görülsün de varsın Erdoğan beni meydan okumayla ezsin” diyorsunuzdur.

Eğer mesele gerçekten buysa…

Hiç değilse akıllıca bir hamle yaptığınızı düşüneceğim.

Ama mesele bu değilse… Diyecek söz bulamıyorum.

CHP’LİLERİN ŞARKISI: BOŞVERMİŞİM MECLİS’E

HANGİ gerekçeyle olursa olsun…

Termik santralların iki buçuk yıl daha filtresiz olarak faaliyet göstermesine karşıyım.

CHP de tıpkı benim gibi karşı bu işe.

*

Fakat Meclis’te bu konuyla ilgili oylama yapılırken… CHP’nin 139 milletvekilinden sadece 25’i katıldı. Geri kalanlar arazi…

*

Ajda Pekkan’ın “Boşvermişim, boşvermişim dünyaya” şeklindeki o eski şarkısını, CHP’li milletvekillerine uyarladım:

“Boşvermişim, boşvermişim Meclis’e…”

*

Şarkısı bu olan CHP’lilerin, “Meclis’in işlevi kalmadı” falan diye şikâyete hakkı var mıdır meselesini ise es geçiyorum.

AMAN GERÇEKLERİ SÖYLEME CÜNEYT

CÜNEYT Özdemir, ABD’de doktora gitmek istemiş. Mart ayına randevu vermişler. Kasımın sonunda mart ayına randevu!

*

ABD’deki sağlık sistemini eleştirmeye şöyle devam etmiş Cüneyt:

“Dişine bir şey olur, 3 bin dolar, 4 bin dolar, 10 bin dolar, 12 bin dolar para alıyorlar”.

Bunları söyledikten sonra da… Türkiye’deki sağlık sistemini çok üstü kapalı, çok mahcup bir edayla inceden övmüş.

*

Kıssadan çıkacak iki hisse şudur:

– HİSSE BİR: Bu memlekette iktidarın işine yarayan gerçekler var. Bu gerçekleri söylersen… “Yalaka” derler, “İktidara yanlıyor” derler.

– HİSSE İKİ: Muhalefetin işine yarayan gerçekler var. Bu gerçekleri söylersen… “Devletimize hainlik ediyor” derler, “Vatan düşmanı” derler.

NİHAL OLÇOK’UN KREDİSİ OLMALIDIR

NİHAL Olçok…

Epeydir hükümeti eleştiriyor, memnuniyetsizliğini dile getiriyor, Erdoğan’a sitem ediyor, aykırı konuşmalar yapıyor, FETÖ ile mücadele sistemini beğenmiyor falan…

*

15 Temmuz’da oğlunu ve oğlunun babasını şehit vermiş bir annedir Nihal Olçok.

Bu nedenle sonsuz kredisi olmalıdır.

*

Oğlunu ve oğlunun babasını 15 Temmuz’da şehit vermiş bir ana yüreğinin isyanına karşı…

Alicenaplık göstermeye bile tenezzül edilmeyecek mi?

E HANİ BETONA BOĞUP REZİDANS YAPACAKLARDI

“ATATÜRK Havalimanı kapatılacak” dendiği anda en çok işittiğimiz cümle şuydu:

“Rezidanslar falan dikip betona boğacaklar orayı”.

*

Fena halde yanıldılar böyle diyenler. İki yıl içinde oraya Central Park gibi devasa bir park yapılacak.

*

Yanılanlara bir tavsiyem var. Çıkın ve şöyle deyin:

“Can kurban böyle yanılmaya!”.

FİLMLERDE EN ÇOK GERİLDİĞİM SAHNE

DERİNDEN gelen tıkırtılar, aniden açılan pencereler, küt diye ortaya çıkan gulyabani türü yaratıklar, eski bir köşkün ta derinliklerine yerleşmiş şeytani kılıklı intikamcı hayaletler falan…

Hiçbiri ama hiçbiri zerre kadar germez beni.

Hepsi leblebi çekirdek gibidir benim için.

*

Filmlerde beni geren tek sahne şudur:

*

Aldatan adam ya da kadın, aldatılan adam ya da kadın tarafından suçüstü basılmak üzeredir… Adım adım yaklaşmaktadır yaklaşmakta olan… İki taraf da başına geleceklerden habersizdir…

İşte bu sahnede tırnaklarımı yer, gözümü kapatır, gerim gerim gerilirim.

MÜGE REİS YARGI DAĞITIYOR

AİLESİNİN onayı olmadığı halde 14 yaşında evlenen bir kadın, Müge Anlı’nın programına çıkıp “Eşim beni aldatıyor” falan diye yakınmaya başlayınca…

Müge Reis, şu şekilde yargı dağıtmış:

“Evleneceğine okusaydın… Zorunlu eğitim var kardeşim. Biz sınavlarda ter dökerken sen kısır yiyordun görümcelerinle…”

*

Birbirine çok yakışan “görümce” ve “kısır” ikilisini, bir ayarın tam göbeğinde akla getirebilmek…

Hay sen çok yaşa e mi Müge Reis!

ZAAFIM VAR

LAHMACUN yemeye… Avrupa şehirlerinde süpermarket alışverişi yapmaya… Ahmet Hamdi Tanpınar romanlarına… İçinde rüzgâr olmayan kuvvetli yağmura… Melih Gökçek’e yapılan kapaklara… İlle de Ruhi Su’dan türkü dinlemeye… Elektro bağlamayla çalınan Ankara oyun havalarına… Vedat Milor’dan yemek yazısı okumaya… Canan Karatay usulü aksiliklere… Kedim Sekter’e… Kıyıcı bir zalimlikle yazılmış alaycı yazılara…

ZAAFIM VAR.