SON DAKİKA

Binali Yıldırım açıkladı: İstanbullu evden çıktığında…

TBMM Başkanı ve AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım canlı yayında soruları yanıtladı. Yıldırım,”İstanbullu evinden çıktıktan 750 metre sonra metro istasyonuna ulaşacak. Ben bunu vaadediyorum.” ifadelerini kullandı.

Yıldırım, Habertürk’te Veyis Ateş’in sunduğu “Akılda Kalan” programında, hayatıyla ilgili bilinmeyenleri, anılarını ve İstanbul’u anlattı.

“Başa dönsek, yine aynı Binali Yıldırım’ı ister miydiniz?” sorusu üzerine Yıldırım, “Başa dönüp tekrar hayata başlasak bugünkü Binali Yıldırım’ı isterdim. Bu mesleği tekrar isterdim, mühendis olmayı isterdim. Herhangi bir pişmanlığım olmadı çünkü doya doya hayalimdeki her şeyi, daha fazlasını gerçekleştirdim. O yüzden pişmanlık duygusu içinde değilim.” yanıtını verdi.

“En çok neyi hayal ederdiniz?” sorusuna karşılık Yıldırım, yol, köprü yapmayı, havayolunu geliştirmeyi hep hayal ettiğini ve bu hayalini gerçekleştirmenin nasip olduğunu dile getirdi.

“ÇOCUKLARIMI SEVMEYE FIRSAT OLMADI, ACISINI TORUNLARI SEVEREK ÇIKARIYORUM”

Binali Yıldırım, “Daha çok anneci miydiniz, babacı mıydınız?” sorusunu, “Ana. Babam daha soğuk ve resmiydi. O bir terbiye kuralıdır. Dedemin olduğu bir odada, ben çocukken babama doğru emekleyerek giderdim. Babam ayağı ile geri iterdi beni. Büyüdüğüm zaman da dedeme yönlendirirdi. Bu bir gelenek, terbiye.” diyerek yanıtladı.

Hayatın o çetin meşgalesinde, yoğunluğunda kendi çocuklarına tam anlamıyla çocuk muamelesi yapamadığını, çocuklarını çok sevmeye fırsat olmadığını ama acısını torunlarını severek çıkardığını ifade eden Yıldırım, İstanbul’a geldikten sonraki hayatına ilişkin anılarını şöyle anlattı:

“Ben ilkokuldayken amcalarım ve dedem İstanbul’daydı. Köyde kalan babamdı. Ben ilkokuldayken merak ederdim İstanbul’da Tarlabaşı’nda oturuyorlar diye. Bizim de evin yakınlarında tarlalar var. Başka şehre gittiler, bunlar hala tarlanın yanında diye söylendiğim olurdu.

İlkokul son sınıfa gelince babamın niyeti, ‘bir an önce okulu bitirsin, işin bir yerinden tutsun’. Hatta okulun tatilini beklemeden, beni sınıftan alırdı. Benim içim burkulurdu. Akranlarım ders yapıyor, ben gidiyorum babamla tarlaya. Öğretmenim dedeme ‘Bunu okut, bu çocuk okur’ diyor. Okul bitince dedem beni İstanbul’a götürüp okutmaya karar verdi.”

ÖĞRETMEN OKULU HAYALİ YARIM KALDI

Öğretmen okuluna gitme hayalini kurduğunu belirten Yıldırım, ancak okul müdürünün sınav kağıdını yırttıktan sonra “Hadi git öğretmen falan olmuyorsun” demesi üzerine çok üzüldüğünü anlattı.

Üniversitede 9 ay asistanlık yaptıktan sonra, tersanede gemi yapım işleriyle uğraştığını, lisans üstü eğitimini tamamladıktan sonra 1980’de askere gittiğini anlatan Yıldırım, İsveç’te Dünya Denizcilik Üniversitesi’ndeki eğitimini de dereceyle bitirdiğini söyledi.

İsveç’te kalmayı hiç düşünmediğini, eğitimini tamamlar tamamlamaz Türkiye’ye döndüğünü aktaran Yıldırım, “İnsanın memleketi gibi yer yok. Oralar da cennet gibi sessiz, düzenli, trafik sorunu yok, her yönüyle muntazam. İstanbul gibi bir şehirden gidiyorsunuz, anormal bir şey yok.” dedi.

Eşi Semiha Yıldırım ile nasıl tanıştıklarına ilişkin soru üzerine Yıldırım, eşi ile 4 kuşaktan amca çocuğu olduklarını ve önceden tanıştıklarını söyledi.

Yıldırım, “Geniş ve birbirine düşkün bir aile olacağımızı hayal edemezdim. Bu çok büyük bir servet, büyük bir mutluluk.” ifadesini kullandı.

“İDO’NUN YAPTIĞI EN BÜYÜK HİZMETLERDEN BİRİ 1999 DEPREMİNDEKİ ÇALIŞMALARIDIR”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde İDO Genel Müdürlüğü yaptığı yılları anlatan Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:

“İDO’da 5 yıl görev yaptım. İDO, kendi sınıfında dünyanın en büyüğü oldu, 29 gemiye, 30’dan fazla iskeleye ulaştı. Bütün Marmara’nın kuzeyinden, güneyine seferler yapmaya başladık. Bana göre İDO’nun yaptığı en büyük hizmetlerden biri 1999 depremindeki çalışmalarıdır. 1999 depreminde Bostancı’da merkezimiz vardı. Depremden sonra iletişim koptu. Ben hemen şirket merkezine gittim. Bütün gemilerle telsiz üzerinden irtibata geçtim. Bütün gemileri Gölcük, Yalova ve Çınarcık’a gönderdim. Buradan gün boyunca yaralı taşıdık. İstanbul’dan kurtarma için giden ekipleri taşıdık. Yenikapı’ya yüzlerce ambulans dizdik. Bir günde 2 bin 500 kişi taşıdık. Hayata döndürdük onları. Hatta rahmetli Ecevit 2-3 gün sonra açıklama yaptı, İDO’nun burada yaptığı büyük hizmeti methederek anlattı.”

İDO’yu kendi sınıfında dünyanın en büyüğü yapmayı nasıl başardığına ilişkin soru üzerine Yıldırım, şunları kaydetti:

“Ben gemi inşa mühendisiyim. Dolayısıyla gelip hemen fotoğrafı çektim ve ne yapacağıma karar verdim. Sonra Sayın Başkanımıza meseleyi anlattım. ‘Tam yetkilisin’ dedi ve hemen harekete geçtim. Mevcut gemileri yeniledik. Hızlı feribotlar dünyada ilk. 100-200 kişilik feribot, 40 mil hızla gidiyor. Taşımada müthiş bir farkı ortaya koydu. O eski şirketlerle saatler süren yolculuk çok hızlı şekilde yapılır hale geldi. Parayı nereden bulduk? Kredi aldık. Devletin o günlerde 5 Nisan kararları vardı, kur almış başını gitmiş, enflasyon… Bizim risk birimimiz, devletin risk biriminden daha düşüktü. Biz proje kredisi aldık ve hepsini ödedik. Büyükşehir Belediye Başkanının şahsi imzasıyla krediyi aldık. İDO kısa zamanda muazzam bir konuma geldi.”

O SUS PUS OLAN ADAM GOLDEN SONRA ‘FEYYYAZ’ DİYE FIRLADI

Beşiktaş’ın maçını seyretmek için Malmö Stadı’na gittik. Onların tarafına gittik. Bize ayrı bir tribün yok. bir gol oldu. Fırladık ‘Feyyaz’ diye. Yanımızda da bir tane saçı sakalı birbirine karışmış adam oturuyor. İkinci gol oldu tekrar fırladık ‘Feyyaz’ diye. Bir gol daha oldu bizim kaleye. Bu sefer hiç konuşmayan adam ayağa fırladı ‘Feyyaz’ diye bağırdı. Adam bize golü attı. Adam demek ki Feyyaz ismini ‘gol’ olarak anlamış.

İSTANBULLULARA NE VAAT EDİYOR?

İstanbul’a borçlu olduğumu hissediyorum. İstanbul’un meselelerini biliyorum. İstanbul’u bir kere nereye koyuyoruz? İstanbul’un yıllık milli geliri 232 milyar dolar. Bu ne anlama geliyor? Romanya’dan Macaristan’ın da dahil olduğu 140 ülkeyi geride bırakıyor. İstanbul hapşırsa Türkiye nezle olur. Bu şehrin sorunları var. Birinci sorun ulaşım – trafik. Bunu ben çözerim .Niye çözerim diyorum, 15 yıllık geçmişim var. Türkiye’nin her köşesine yol yapmışız, hızlı treni getirmişiz, hava yolunu halkın yolu yapmışız. Bütün bunlar esasında İstanbul’a baktığınız zaman İstanbul’un Anadolu şehirleriyle ve dünyayla bağlantısında bir sorun yok. Sorun İstanbul’un içinde. Ben neyi vaat edebilirim İstanbullulara? Trafik akışı hiç kesintiye uğramayan katlanabilir bir trafik. Sürekli akan bir trafik.

– İstanbul’un marka değerini artırıp bunu ekonomiye dönüştüreceğiz.

İSTANBULLU EVDEN ÇIKTIĞINDA 750 METRE YÜRÜYEREK METROYA ULAŞACAK

İstanbul’da en önemli sıkıntı toplu ulaşım altyapısının yetersizliği. Şu anda raylı sistemin payı artı otobüs, metrobüs yüzde 18. Bunlar yapıldığında hedefimiz yüzde 48,5. İstanbullu evinden çıktıktan 750 metre sonra vaadediyorum. İstanbullu metro istasyonuna ulaşacak. Ben bunu vaadediyorum.

ANLADIM Kİ İSTANBUL’DAN ÇIKAN YOLCULUK TÜRKİYE’Yİ KAPSAYACAK

Hiç tereddüt etmedim. Ben Cumhurbaşkanımız 94’de belediye başkanı olunca beni davet etti İDO’nun başına geçtim. Şunu gördüm ki, önü açık. İstanbul’dan çıkan bu yolculuk Türkiye’yi de kapsayacak. O gün iktidar sahipleri ‘bu bizim için ileride tehdit olacak değil eften püften sebeplerle başkanlığını tamamlamayarak mahkum oldu’. 94’te onunla başladım 99’un Kasım’ın da bıraktım. O cezaevine gitti, biz kendi işlerimize döndük. Temaslarımız devam etti. Parti kurulurken de tereddüt etmedim.